Bir
Şüphesiz, baba olmanın birçok zor yanı var. Zorlar arasında sıralama yapmak da ayrı bir zor. Yoğun bir çalışma temposu içinde, evladının ihtiyacı olan sonsuz ilgiyi ona gösterememek midir en zoru? Yoksa hayat denizinin dalgalarında onu nasıl koruyacağına dair yaşanan sayısız evham mı? Bunlar da zordur elbette ancak ben babalığın en zor yanı olarak pişmanlığı seçeceğim.
Babalık pişmanlıktır, kendinden, olduğu şeyden pişmanlık. Evet kendinden pişmanlıktır, zira baba evladının gelişimini izlerken bir şey fark eder: Evlat, babaya aynadır. Veya daha meşhur bir ifadeyle, babasının kopyası olmuştur evlat. Evlatta kendisini görür baba. Zayıflıklarını, güçlü yanlarını… Sevdiği sevmediği ne varsa kendisinde onları görür büyüyen yavrusunda.
Belki de bu yüzden, Ernest Hemingway iyi bir baba olmanın altın kuralının ilk iki yıl çocuğunuza “bakmamak” olduğunu söyler. Zira çocuk, tıpkı bir süngerin suyu emmesi gibi emer her tavrınızı. Sadece tavırlarla kalmaz bu tevarüs, hislerinizi de miras bırakırsınız küçük yavrunuza. Çünkü baba kahramandır. Onun normal bir insan olduğunu, zaafları olabileceğini fark ettiğinde artık çocuk için çok geçtir. Çoktan babası olmuştur. Ve geri dönülmesi zor bu yolda, kendisinden bir nesil önce şekillendirilmiş ve heykel haline getirilmiş bu mermer bloğun içinden yapabildiği kadarıyla yeni bir form çıkarmaya çalışır. Kimisi bu zahmete dahi katlanmadan, babasının formuyla devam eder hayatına.

İşte bu yüzden baba olmak pişmanlıktır benim için. Daha iyi olabileceğimi; kendimi, kendi babamın zaaflarından daha çok arındırıp güçlü yanlarıyla daha fazla donatabileceğimi düşünüp, bunu yeterince yapamadığıma pişman olmaktır. Hislerimi kontrol etmeyi daha iyi öğrenmemiş oluşuma dair pişmanlık, sevgimi ulu orta söylemeyi beceremeyişime… Tam bir abide gibi, her şeyiyle kusursuz bir örnek olamayışıma, olamayıp elimdeki mermerden kusursuz bir heykel çıkaramamış oluşuma…
Evet, baba bir heykeltraştır. Yıllar süren hayat koşturmacasında ince ince işler heykelini. Ancak şekillendirdiği taş blok, sanıldığı gibi evladı değil, bizzat kendisidir. Evlat, sadece babaya aynadır. Kendisini, yıllar boyu hafif hafif şekillendirdiği kendi heykelini izlediği bir ayna.